RUHUN KALEMLE KONUŞMASI

Hayat bazen tanımlayamadığın duygularla dolar. Gün bazen ağır bir yükle başlar. İşte o süreçte farkına varır insan: Ağırlaştın…

Bir gün böyle bir güne uyanırsın. Kalbinden çok zihninin yorgun olduğunu fark edersin. Bir fincan kahve alıp pencere kenarından ağaçları, kuşları ve gökyüzünü izlemek yetmez hafiflemeye. İçten içe bildiğin, büyümesini izlediğin o karmaşaya yetecek kelime bulamazsın. Bu yüzden de günler geçer ama yazamazsın. Çünkü bu bir karmaşadır, umutla korkunun bir arada olduğu... Orada bir yerde büyür ve kimse fark etmez. Edemez çünkü sen gülümsemeyi ihmal etmezsin. Aslında o gülümsemenin ardında bir duraklama vardır. İnsanın kendine bile söyleyemediği, kağıda dökemediği "Ben de yoruldum." itirafı... 

Ama öyle bir durum var ki hayret eder insan. Bazen bu yorgunluk seni hareketsiz değil daha da koşturan biri yapar. Çünkü kendin için durmak, dinlenmek düşündüğün son şeydir. Sen sadece sana ihtiyacı olan biri için oradasındır. İşte bu yüzden büyüdükçe büyür bu karmaşa. Sen durursan belki o düşecek... Sonra bir bakmışsın, bunca yükü yüklenip kendini unutunca ezilmişsin oracıkta. Kimse sormamış "Sen nasılsın?" diye sana. Soran olmayınca söylememişsin sen de ve sen sustukça kelimeler de kaybolmuş zihninde. Kısacası sen susmuşsun, kalbin susmuş, zihnin susmuş ve en sonunda herkes seni unutmuş. Ama bu yazı, uzun bir zaman sonra belki de kendine döndüğün ilk an. Belki hayatında ilk kez, belki uzun yükün ardından ilk kez konuşacaksın kalemle ve kalemin ucundan tutup, kelimelere sarılıp dile getireceksin zihnindeki tüm karmaşayı. 



Peki ben neresindeyim tüm bu karmaşanın? Ben nasılım? Benim neye ihtiyacım var?

Evet, cevabını bilmediğim o soruyu soruyorum ve cevabı bulmak istiyorum. Ben nasılım?

Belki yorgunum belki üzgün... Belki de sadece korkmak yerine umuda sarılıyorum bu karmaşanın içinde. Belki de sadece güçlüyüm. Ya ben öyle sanmışım. Yıllarca sırtlandığımız yüke karşılık susmayı ve her şeye rağmen gülümseyip iyiymiş gibi davranmayı "güç" diye öğrettiler. Ben de öyle sanmışım, kendimi güçlü bilmişim. Her yükte daha da susmuşum. Fakat susmak, içimdeki tüm sesleri yavaş yavaş kaybetmekmiş meğer...

Şimdi bu yazı, belki bir itiraf belki de bir başlangıç. Susup biriken ne varsa onların bir parça yazıya dökülmüş hali aslında. Bu kelimeler her okuyanda başka bir şeye dönüşecek, biliyorum. Benim içinse sadece "Susmadan da güçlüyüm. Yorgunken de güçlüyüm." demenin bir aracı olacak.

Çünkü ruh, bazen sadece kalemle konuşmak ister. İşte o an, ruhun en çok duyulduğu andır. 
- İpek Yolu'ndan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KARANLIKLA GÖZ GÖZE

BİR KARANLIĞI EVCİLLEŞTİRMEK

PENCERELER