Kayıtlar

PENCERELER

Resim
İçeride olanlar bazen dışarıdan gelenle karışır. İnsan neyin nereden estiğini anlayamaz. Rüzgârı suçladığımız çok şey var. Halbuki bazı pencereler zaten açıktı. Büyümüş ama büyümeye direnen yüreğim bunu anlamadı. Ben de oturdum, ona bir masal anlattım... ‎ Bir varmış bir yokmuş, ‎Zamanın birinde, kalabalıkların içinde yapayalnız bir kalp yaşarmış. ‎Bu kalp kendini, içindeki sessiz bir oda yüzünden yalnızlıkla korumaya almış. Kimsenin bilmediği, kapısını kendisinin bile ne aralayabildiği ne kilit vurabildiği ne de yıkabildiği bir oda... ‎Bu odada eski sesler yaşarmış. Yarım kalmış cümleler, zamanında söylenmemiş "kal"lar, duyulmamış hisler, terk edilmelerin gözyaşları... ‎Bu kalbin kocaman bir de evreni varmış. Dışarıdan bakınca her şey yerli yerinde görünürmüş. Gökyüzünün parıltısı aynı, deniz ve dalga sesleri aynı, insanlar aynı, gülüşler aynı... Ama içeride, o odada, en küçük yankı bile duvarlara çarpıp büyür, kocaman bir gürültü olurmuş. ‎Yalnızlık kalkanına rağmen bazen, ...

KARANLIKLA GÖZ GÖZE

Resim
  Karanlık bazen bir geceden değil, uzun süren bir iç mevsimden doğar. Son zamanlarda içimde adı olmayan bir karanlık var. Onu tanımlamaya çalıştıkça şekil değiştiriyor ama varlığı hiç kaybolmuyor. Günler geçiyor, hayat devam ediyor. Bense içimde ağırlaşan bir zamanın içinde kalıyorum. Her şey donuk, her şey mesafeli. Sanki içimde bir yer artık ışık almamaya karar vermiş gibi. Kalabalıkların içinde durabiliyorum. Konuşmaların arasında, seslerin ortasında. Ama bu kalabalıklar içimde bir boşluğu doldurmuyor. İnsan aslında anlatmak istemediği için değil de anlatamayacak hale geldiği için susar. Bir duygunun fazla gelmesi, bir kez yanlış anlaşılması yetiyor. Sonra insan, kelimelerini korumak için içine çekiyor. Bu da zamanla yalnızlığın başka bir türüne dönüşüyor. Belirsizlik, insanı içten içe tüketen bir şey. Nereye gittiğini bilmemek değil sadece, hareket edip etmediğinden bile emin olamamak. İçimde bir yol var ama yön hissi yok. Harita duruyor ama işaretler silik... İlerliyor mu...

BİR KARANLIĞI EVCİLLEŞTİRMEK

Resim
İçimde bir karanlık büyüyor. Adı yok, sanki kendi bile yok ama aslında varlığı çok gerçek. İçimde bir ülke var, henüz adı konmamış. Ne haritalarda ne de bilenen rotalarda yok. Bu ülkeye sık sık uğrar oldum son zamanlarda. Karamsarlığın gri bulutlarıyla kaplı bir gökyüzü ve umutsuzluğun kurak ovaları sarmış bu ülkenin her yanını. Her şey daha yavaş, daha sessiz... Siz hiç kendi iç coğrafyanıza yabancılaştınız mı? Bildiğiniz yollar kayboldu, duygularınız dönüştü mü? Bugün o ülkenin içinden yazıyorum bu satırları. Adını bir türlü koyamadığım ama içinde kaybolduğumu bildiğim bir yerden.   Umudun göç ettiği bir kentte yaşıyor ruhum. En çok da belirsizlik yoruyor onu. Nereye gideceğini bilememek adım atmayı öyle zorlaştırıyor ki... Bazen bu yabancı hisleri içimde bastırmaya çalışıyorum, suskunlukla mühürlüyorum. Ama sonra düşünüyorum, belki de bu duygular sadece içimde kalmamalı. Sanırım o ülkenin sınırlarını aşmalı ve başka haritalara yayılmalı. Çünkü bazen bir kelime bile taşımakta zor...

KAVRULMUŞ ZAMANLARIN İÇİNDE

Resim
"Bu sıcakta konuşan tek şey güneş. Ben bile kendime sessiz kaldım." Güneş'in Sustukları Sıcak bir temmuz sabahıydı ve ben içimde ağır bir durgunluk taşıyordum. Güneş ortalığı kavurdukça konuşur aslında. Bense temmuzun her günü bir öncekinden daha da sessizim kendime. Güneşin yakıcılığı "konuşması" ise beni susturması da onun susmasıdır aslında.  Bazen koşup bir ağacın gölgesine saklanıyorum. Ama temmuzda gölgeler bile çabuk buharlaşıyor. Her şeyden çok kendimden kaçıp sığınıyordum oysaki bu gölgelere. Güneşin yaktıkları değil, sustukları kaçırıyor insanı. Ben yine de içimden geçenleri duymazdan geliyorum çünkü insan kendi iç sesini bile taşıyamıyor bu sıcakta. Taşıyamadıkça da ter gibi akıyor kelimeler; tutamıyorum, yazamıyorum, konuşamıyorum.  Bir yerde bir serinlik başlasa içimde duracak zaman aslında. Ama zaman temmuzda çok başka akıyor. Anlamadan değil, ısrarla en derinine anlata anlata, yapış yapış, üstüne basa basa... Gecesi bile gündüz gibi sıcak, suskun....

RUHUN KALEMLE KONUŞMASI

Resim
Hayat bazen tanımlayamadığın duygularla dolar. Gün bazen ağır bir yükle başlar. İşte o süreçte farkına varır insan: Ağırlaştın… Bir gün böyle bir güne uyanırsın. Kalbinden çok zihninin yorgun olduğunu fark edersin. Bir fincan kahve alıp pencere kenarından ağaçları, kuşları ve gökyüzünü izlemek yetmez hafiflemeye. İçten içe bildiğin, büyümesini izlediğin o karmaşaya yetecek kelime bulamazsın. Bu yüzden de günler geçer ama yazamazsın. Çünkü bu bir karmaşadır, umutla korkunun bir arada olduğu... Orada bir yerde büyür ve kimse fark etmez. Edemez çünkü sen gülümsemeyi ihmal etmezsin. Aslında o gülümsemenin ardında bir duraklama vardır. İnsanın kendine bile söyleyemediği, kağıda dökemediği "Ben de yoruldum." itirafı...  Ama öyle bir durum var ki hayret eder insan. Bazen bu yorgunluk seni hareketsiz değil daha da koşturan biri yapar. Çünkü kendin için durmak, dinlenmek düşündüğün son şeydir. Sen sadece sana ihtiyacı olan biri için oradasındır. İşte bu yüzden büyüdükçe büyür bu karma...

KIRIK ZİHNİN YANSIMALARI

Resim
 "Bazen elimizden kayıp giden her şey sadece bir yansımadan ibarettir. Dolayısıyla bazı şeyler asla bizimle ilgili değildir ama bunu anlamak zaman alır." Bazen en acı hislerle boğuşurken buluyor musunuz kendinizi? Kötü bir söz işitince, kırıcı bir davranışla karşılaşınca ya da her ne ise... Tüm bunlar bazen bizden bağımsız olarak başkalarının şekillenen dünyasından, kırık zihinlerinden yansır. Tüm bunlar o kişinin içinde bulunduğu karanlığın bir yansımasıdır. Elbette sadece bir yansıma da olsa bu karanlığı kendimizde hissetmek derin izler bırakabilir, acı hissettirebilir. Ama unutmamak gerekir ki sizi özgürleştirecek bir farkındalık da getirir: Bu olay seninle ilgili değil. Hiçbir zaman da olmadı... Yakın zamanda deneyimlediğim bir olay beni çok düşündürdü. Sonra geçmişe dönüp baktığımda bir şey öğrendim; her zaman, her şeyden bir ders çıkarabilirim. Bazen insanlar üzgün olunca size tavsiyelerde bulunur ya hani, "Üzülme, geçecek," derler ya da "Kafana takma, bu...

DÖNÜŞÜM MEVSİMİ

Resim
  "Her yaprak, toprağa düşerken ardında bir mevsimin hikâyesini bırakır." Sonbaharın Son Fısıltısı Sonbahar, sadece hüzün yüklüdür çoğu insan için. Ancak ben böyle düşünmüyorum. Sonbahar aslında neşe ve hüznün iç içe geçtiği bir vedadır. Her ağaç son yaprağını bırakırken önemli bir ders verir bize: Her son, yeni bir başlangıçtır.  Kuruyan yapraklar, döngünün tamamlanışını kutlayan bir ritüel gibi zarifçe çimenlerin üzerine düşer. Her bir yaprak, sonlanmanın ve yeniden başlamanın simgesidir. Hüzün de var elbette. Var ama bu bir yük değil aksine dingin bir kabulleniştir. Her düşen yaprak hatırlatır bize; hayat vedalarla yeniden başlar.  "Çimenler, kuruyan yaprakların ardından, her sona inat, her yeni başlangıcı fısıldar." Yeşil Çimenlerin Fısıltısı Yapraklar dökülüp toprağa karışırken bir hüzün kaplar yeryüzünü. Sanki her şey bitmiş, hayatın sonu gelmiş gibi. Ancak her sonun, her döngünün ardında aslında bir umut vardır. Kuruyan yaprakların ardından yepyeni ...